Kadın Ordulaşması

nuce_27112013-095153-1385538713.54.jpgİrade üstünlüğünü ele geçirmede en temel araç konumunda olan ordular, günümüzdeki biçimine ulaşıncaya dek sürekli bir gelişim seyri göstermiştir. Sınıflı toplumun ya da uygarlığın başlangıcı, orduların gelişimine imkan tanımış ve eşitsizlik karakteri taşıyan her sınıflı toplum sistemi, bu aygıta kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir formasyon kazandırmıştır.

İnsanlığın doğuşuna kaynaklık eden Ortadoğu toprakları, eşitsizliğin de doğuş yeri olduğundan ilk ordular da burada oluşturulmuştur. Ana tanrıça kültürünün izlerinin silinmeye başladığı süreçlerde yeni bir evreye geçen insanlık, şehir devletleri ile birlikte kendi güvenliklerini askeri birlik düzenleri ile sağlamaya başlamıştır. Sümer rahip devletiyle birlikte kendi sınıfının maddi-manevi değerlerini savunma, garanti altına alma amaçlı kurulan askeri birliklerin; zor, şiddet ve işgal amacına bürünüp kurumlaşması, Akad Kralı Sargon zamanında olmuştur. Yaklaşık 4500 kişilik ordusuyla Sümerleri işgal eden Sargon, erkek egemen karakterli ordu sistemine kaynaklık etmiştir. Gerçek anlamda düzenli orduyu ise, Sargon örneğinin mirasını devralan Asurlular geliştirmiştir. Köleci sistemin zirvesini yaşayan Roma’ya gelinceye kadar, Medler ve Perslerce giderek geliştirilen ordular; uygarlığın Batı’ya geçişinin ve yayılmasının bir nevi taşıyıcı gücü olmuştur. Yani insanlığın tüm değerleri gibi ordular da, Ortadoğu’da doğup bir gelişim seyri göstermiştir. Fakat modern sistemine Batı’da kavuşmuştur. Askerliğin bir meslek haline dönüştüğü Roma’nın şiddet, baskı ve zor ile birlikte anılmasının temel bir nedeni de, orduyu egemen karakterli bir sisteme kavuşturması ve tekniğinden komutasına kadar düzen ve modernizasyonu uygulaması olmuştur. Batı sisteminin en temel uygarlığı olan Roma’nın, ordularda geliştirdiği yenilikler (sınıflandırma, eğitim, askeri teknik vb.) Napolyon ile birlikte derinleştirilmiş, halk ve ulus ordularına geçilmiştir.

I. ve II. Dünya Savaşları ile ise, dönemin mevcut tüm bilimsel teknik gelişimi orduların hizmetine konulup günümüze kadar militarist bir yapılanmaya ulaştırılmıştır. Her iki dünya savaşının açığa çıkardığı sonuçlar ve halen devam etmekte olan savaşlardan da anlaşılacağı gibi; muazzam teknik ile donatılan ordular, halklar arasındaki eşitsizliği derinleştirmiştir. Ordular, sınıflı sistemin zirveleşmiş kurumlarıdır. Günümüzde bilim teknikte yaşanan devasa gelişmelerin gücünü, sıcak-soğuk savaş biçimlerinde emperyalist orduların kullanımıyla görmek daha da mümkün olurken, modern profesyonel ordu sistemleri biraz da “ben yıkılmam” duruşunu ifade etmektedir.

Oysaki salt insan gücünü ve iradesini esas alan halk orduları, en gelişkin tekniği bile boşa çıkartıp üstesinden gelebileceklerini göstermişlerdir. İnsanlık tarihinin sayfaları erkek damgasıyla yazıldığından beri var olagelen ordular, sınıflı sistemin zirveleşmiş kurumları olmuşlardır. Askerlik meslek olarak erkeğe mal edilmiş, komuta kademesinden askerine kadar tüm ordular erkek karakterinde gelişmiştir. Eşitsizliğin ve hâkim sınıfın temsili olan ve onun çıkarlarını koruyan bu kurum içinde salt biçim ve nicel olarak değil, nitel anlamda da kadın cinsinin varlığından söz etmek mümkün değildir. Yaşanan savaş ve ulusal kurtuluş mücadelelerinde kadının hiç savaşmamış veya mücadele etmemiş olduğunu belirtmek yanlış olacaktır. Fakat savaşı yürüten asıl güç erkek olmuş, kadın ise geri cephede tali bir konumda kalma statüsünü aşmamıştır. Sorun, nicel anlamda kadının katılımı değildir. Zaten erkek sistemini güvence altına alan ordulardan da böyle bir şey beklemek gerçekçi olmayacaktır. Asıl sorun ordunun var oluş gerekçesidir.

Kadına normal yaşam koşullarında bile kendi kimliği ile yaşam hakkı tanımayan ataerkil sistemde yaşanan bu eşitsizliği daha da derinleştirmek için ‘ordular kadınsız olmalıdır, kadından asker olmaz’ mantığı güdülmüş, askerlik kadına yakıştırılmamıştır. Aynı mantığı benimseyen kadın da, kendisine sunulan yaşam çerçevesini içten içe kabullenmese de, bunu değiştirme yönündeki mücadelesi oldukça cılız kalmıştır. Bir zamanların neolitiğini, eşitlikçi duygularını ve yaşamını yaratan kadın, erkeğin neolitiğin teknik gücünü ele geçirmesinden sonra zor olgusuyla karşılaşmış, her geçen gün bu daha da bokadın ordulaşması.jpgyutlanmış ve insanlık 21. yüzyıla böyle bir giriş yapmıştır. Beş bin yıllık ataerkil tarih, kadının şahsında “insanın düşürülüş tarihi” olmuştur.

Yaşanan çirkinliği ve bozulmayı aşmanın görevlerini Başkan Apo şu biçimde ifade etmektedir; “21. yüzyıl emperyalizmi insanın ruhu, kafası ve kültüründe yarattığı tahribatları giderme yüzyılı olacaktır. Özellikle doğayı tekrar yaşanılır hale getirmek, nüfus artışıyla baş edebilmek, tarihsizliği veya tarihi değerlerin tüketilmesini, insan ruhunun boğulmasını, kadının ya da cinselliğin metalaşmasını, sömürülmesini durdurmak, kadını insanlığın hizmetine açabilmek, insanı tekrardan kültürü, tarihi ve doğasıyla barıştırmak bu yüzyılda başarılacak görevlerdir.”

Tüm bu insanlık görevlerini başarıya götürmesi gereken güç, tarihsel konumu ve karakterinden dolayı kadındır. Çünkü 21. yüzyıl insanının yaşadığı tüm bu sorun ve çelişkilerin kilit noktası, yeni bir ideolojik kimliği kazanmaktır. Apoizm, tüm bu sorunlara ideolojik çözümler üretmiş, bunun örgütlü gücünü yaratarak sistemsel değişim merkezine kadını koymuş ve asıl düğümün çözümünü de kadından başlayarak geliştirmiştir. İnsanlık 21. yüzyıla kadın ordusu olarak ifadelendirilen bir ilk ile giriş yapmıştır. “Neden böyle bir orduya ihtiyaç vardır?” sorusuyla birlikte, ‘kadın ordusu nasıl bir ordudur ve ne gibi kazanımlar yaratmıştır?’ sorularına cevap vermek kadın ordulaşmasının insanlık açısından değer ve anlamını ortaya koyacaktır.

Başkan Apo, insanlığın tüm sorunlarının (sınıfsal, cinsel, ideolojik, kültürel, ekonomik vb) esas düğümünü cins sorununun çözümü olarak belirlerken bu gerçeği tarihsel kökleri ile bağlantılandırmıştır. Kadın eksenli yaşam yerini sınıflı yaşama terk ederken, ilk baskı ve hâkimiyet de erkek eliyle kadın üzerinde gelişmiş; ilk sınıflaşma cinsler arasında başlamıştır. Bu ana halka, çözümü de buradan dayatmaktadır. Yani ezilen kesim, kadın, ancak mücadele ederek kendi güçsüzlüklerini güce çevirebildiği takdirde yaşanan eşitsizlik de ortadan kalkacaktır. İnsanlığın sorunlarına bilimsel, ideolojik yaklaşım temelinde Önderlik, kadının kaybedişine kadın ordulaşmasıyla nokta koymuştur. Hâkim sınıfın çıkarları uğruna yıkıcılık, şiddet ve tahribatı esas alan ordular karşısında kadın ordulaşması, alternatif bir ordulaşmadır ve meşru savunma niteliği ile birlikte yıkıcı olmaktan çok yaratma özelliğini taşımaktadır.

Bu açıdan şimdiye kadar gelişen ordulara nazaran kadın ordulaşması, kadın bakışı ve kendine has gücü ile farklılıklar arz eder. İdeolojik yönü ile de beş bin yıllık erkek karakterli ordulara karşı bir eleştiridir. Egemenlerin ellerinde korkunç bir kullaştırıcı alet haline gelen ordulara karşı kadın ordulaşması, bu köleliğin ortadan kaldırılması ve ana tanrıça kültürünün yeniden gün yüzüne çıkarılmasıdır. Çünkü kadın ordulaşması salt askeri teknik bir güce sahip bir savaş ordusu değil, aynı zamanda tüm insani yetenekleri ve iradeyi açığa çıkaran bir “yaşama ve yaşatma” ordusudur. Askeri olduğu kadar sosyal, siyasal, kültürel, ideolojik bir muhteva da taşır.

Ortadoğu’daki ezilen halkların ve kadının doğuşunu sağlayan Başkan Apo, ulusal özgürlük mücadelesini başlattığı günden itibaren kadın özgürlüğünü de bununla birlikte ele almış ve kadının örgütlü bir güce dönüşmesi için muazzam bir emek harcamıştır. Annesi ve ardından da Fatma ile olan ilişkisini çözümleyerek altın değerinde bir özgürlük çalışması yaratan Başkan Apo, ilk başta kadının kendisini tanımasını sağlamış, cins bilincini kazandırmış ve örgüt olmanın özgürlük ile bağını geliştirmiştir. Yurtsever duygular temelinde PKK saflarına gelen kadın, özgürlüğü tanımayı ve tanımlamayı Başkan Apo’dan öğrenerek YJWK (Yekitiya Jinên Welatparêzên Kurdistan 1987) oluşumuna gitmiştir. Duygu, düşünce ve ruhta büyük bir parçalılığı yaşayan kadın, Kürt kadını şahsında hem kendisini tanıma, çözümleme ve hem de kendi cinsi ile birlikte yaşayarak örgütlü bir güç konumuna ulaşma şansına bu oluşumla kavuşmuştur. Kürt kadınları arasında yurtseverliğe dayanan bu birleşim, zamanla ülke topraklarında YAJK (Yekitiya Azadiya Jinên Kurdistan 1995) biçiminde somutlaşmıştır. AncakYAJK adıyla bir birlik örgütlenmesinden önce kadın ordulaşması çalışmaları başlamış, kadın iradesi ve bilinci bu çalışmayla bir ön yoğunlaşma ve örgütlülüğe kavuşturulmuştur. Neden ilk başta ordulaşma?

Önderliğin “eşitsizliğin olduğu yerde ordular vardır” ifadesi, eşitliğin ve özgürlüğün yeniden inşası için kadının ordulaşma gerçeğini ve gerekliliğini ortaya koymaktadır. Çözülen bu formüle göre, eşit ve özgür bir toplum için alternatif bir ordu ile kadının yeniden temsiline ihtiyaç vardır. Kadın ordulaşmasının, Kürt ulusal mücadelesi ile birlikte kadına neler kazandırdığını görebilmek, toplumsal bir mücadele olan cins mücadelesinde Kürt toplumu şahsında özgürleşme düzeyinde alınan en ileri mesafeyi görmek demektir. Çünkü kadın ordulaşmasında üzerinde durulan en temel konu eşitlik ve özgürlük konusudur. Eşitsizlik dengesinin yıkılması için terazinin kadın kefesine önce “eşitlik nedir?” sorusunu koymak, bunun bilincini kazandırmak ve kadını özgürlüğe gidiş yolunda kölelik zincirleriyle kılıflanmış ağırlık ve çirkinliklerden arındırmak şarttır. Var olan güç dengesizliğini aşma da bu temelde başlamıştır.

Savaşa ve dolayısıyla erkeğin kendisini sahibi olarak gördüğü askerlik mesleğine katılan Kürt kadını, kendi iradesini açığa çıkarma, bilinçlenerek yaşama katılma anlamında kadın tarihi açısından bir ilki oluşturmuştur. Sınırsız bir fedakârlık ve özveriyle de ulusal mücadele ile iç içe özgürlük mücadelesini yürütmüştür. Kadın, özgürlük onurumuz Şehit Beritan gibi onurlu bir yaşam için kendini uçurumlardan atmayı bir şeref saymıştır. Böylelikle özgür yaşamın Haki, Kemal ve Agitlerle belirlenen hatları, kadın eliyle daha da yükseltilmiştir. Yani “ya onurlu yaşamak ya da yaşamamak!” anlamındaki bu direniş, Kürt özgürlük mücadelesi ve kadın mücadelesinin bugünkü düzeye gelmesinde önemli bir adım olmuştur. Kadın savaşta yer alamaz, savaşamaz mantığı kahraman şehitlerimiz sayesinde yıkılmış, artık kadın da bir güç olarak kabul görmüş ve ciddiye alınmıştır. Ulusal demokratik savaşımızın tıkandığı bir aşamada Zilan arkadaşın gerçekleştirdiği eylem, taktiksel anlamda bir açılım olmuş, fedailik çizgisi ve “yaşamı ölümüne sevme” anlayışı kök salmıştır. Askerileşen ve komutanlaşan kadın, muhatap olarak alınmaya başlanmış, bu birikim ve miras üzerinden, her alanda siyaset yapma ve siyaset sahnesine çıkarak dikkate alınma düzeyini yakalamıştır.

Özgürlük mücadelesindeki en önemli başarı, kadının kendi cinsini sevebilme, onu güç olarak görebilme ve ona değer verme anlayışıdır ki, bu durum da savaş koşullarında, pratik yaşam içerisinde kazanılmıştır. Bir parti gücüne ulaşmadan pratikte yoğrularak oluşan kadın kurtuluş ideolojisi, öncelikle PKK zeminindeki kadın-erkek ilişkilerinde belli bir düzeyi geliştirmiş, bu düzey zamanla Kürt toplumuna yansıyarak aile ve toplumdaki eski statükonun, eski ölçü ve anlayışın, eski sevgi ve ahlak anlayışının yıkılması, yeninin yaratılmasında önemli olmuştur. Kadının pratikleşmesinin zemini de, kadın ordulaşmasıdır.

Ordulaşmanın bir sonucu olarak partileşme ile dünyaya açılan, evrenselleşen Kadın kurtuluş ideolojisinin 21. yüzyıl insanlığını kurtaracağının ve cinsler arası eşitsizliği yıkacağının garantisini, kadının tarihi mirası ve pratiği ortaya koymaktadır.

Kadın ordulaşması beş bin yıllık erkek karakterli ordulara karşı bir eleştiridir.

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

w

Verbinde mit %s